Cumhurbaşkanına “hain” şeklinde beyanda bulunmak cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturmaz. Bu beyan rencide edici boyutta olmayıp ağır bir siyasi eleştiridir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi
Esas No: 2025/3848
Karar No: 2025/8268
Karar Tarihi: 05.05.2025
Dairemizin 24.02.2025 tarihli ve 2022/7579 Esas, 2025/3475 Karar sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.04.2025 tarihli ve 2020/29579 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Kanun’un 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2020/29579 numaralı yazısıyla; ”İtiraz konusu sanığın katılana karşı sarf ettiği sözlerin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğuna ilişkindir.
Suç tarihi itibarıyla Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü bulunan sanığın Cumhurbaşkanlığı Makamına gönderdiği mektupta \”Bay Cumhurbaşkanı 14 yılda devleti yıkılmanın eşiğine getirdiniz, bu sizin için elbette bir zaferdir ve mutlaka kendinizle gurur duyuyorsunuzdur….Türk Milletine olan düşmanlığınızın ve kininizin kaynağını da çok iyi biliyorum. 14 yıldır bu milleti çeşitli algı operasyonları ve hokuz pokus oyunları ile uyutmayı başardınız ama yolun sonuna geldiniz fark etmez bir çok devletimiz yıkılda tarihte, buda yıkılsın sizin elinizle ama şunu çok iyi bilinizki intikamımız çok korkunç olacaktır biz yine bir devlet kurarız ama bu … kuracağımız devletin sınırları içinde ne sizin gibi hainlerin ne de geçmişlerinizin mezarı dahi olmayacaktır, bunu unutmayın Türk’e mezar biçenin ölümü korkunç olur\” şeklinde sözler sarf ettiği anlaşılmaktadır.
Sanığın Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı …’a yönelik olarak söylediği \”hain\” kelimesi Türk Dil Kurumu sözlüğünde \”kutsal sayılan şeylere, kavramlara kötülük eden (kimse)\” olarak tarif edilmekle birlikte; günlük konuşmalarda halk arasında bir kişinin diğerine \”hain\” şeklinde bir söz sarf etmesi hiç bir duraksamaya yol açmayacak şekilde hakaret olarak kabul edilmektedir.
Sanığın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanına yönelik olarak vatanına kötülük eden, zarar vermekten, kötülük etmekten hoşlanan anlamına gelen \”hain\” sıfatını yakıştırması rahatsız edici, kaba söz ya da siyasi eleştiri olarak kabul edilemeyecektir. Bu sebeple sanığın unsurları oluşan müsnet suçtan mahkumiyetine dair ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin düzeltilerek esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararının onanması gerektiği halde bozulması hukuka aykırı bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle Yüksek Daire kararına karşı sanık aleyhine 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi uyarınca itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmuştur.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
- İtirazımızın KABULÜ ile,
- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 24/02/2025 tarihli ve 2022/7579 Esas-2025/3475 Karar sayılı BOZMA kararının KALDIRILMASI,
- Tekirdağ 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.09.2018 gün ve 2018/232 Esas-2018/479 Karar sayılı mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 28.01.2020 gün ve 2018/2454 Esas-2020/150 Karar sayılı kararının ONANMASI,
- İtirazımız yerinde görülmediği takdirde, 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi,” biçimindeki talep ve gerekçeyle itirazda bulunulmuştur.
II. GEREKÇE
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin …, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen …, bireyin …, … ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, …, … ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli … şartlardan birini oluşturmaktadır.
Anayasa’nın 26. maddesinde, \”Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur.
Türkiye’nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen \”bilgi\” ve \”fikirler\” için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde \”demokratik bir toplum\”dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.
Nitekim Anayasa’nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.
Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın eyleminin, muhatabın …, … ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, siyasi ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı anlaşılmıştır.
III. KARAR
1.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Dairemizin 24.02.2025 gün ve 2022/7579 Esas, 2025/3475 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2.6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanunun 308. maddesinin 3. fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,
Oy birliğiyle 05.05.2025 tarihinde karar verildi.

